Share

Ben Kimim ?

İnsanoğlu haliyle merak ediyor, böyle önemli bir yolculukta kimin kendisine minimalist yaşam koçu olarak yol arkadaşı olacağını.

Hayat hikayemi, bitirdiğim okulları, aldığım eğitimleri merak ettiğini biliyorum. Bu konuda haksız sayılmazsın ama ben kendimi senin koçun gibi anlatmayacağım sana. Ben kendimi anlatırken tek hedefim, senin hayatına, senin gönül rızan ile girebilecek şekilde anlatabilmek kendimi yani tüm samimiyetimle anlatmak istiyorum beni.

Şimdi müsaadenle senin yerine koyuyorum kendimi. Vermiş olduğum hizmetler arasından herhangi birine ihtiyaç duysam, o konudaki bitirdiğin kurslardan veya okullardan ziyade, öncelikle sözlerinin ruhuma dokunup dokunmadığına bakardım. Aradığım önce güven olurdu, sonra samimiyet ve profesyonellik, eğitim vs., sonrasını ise zamana bırakırdım. Ama dediğim gibi bu benim fikirlerim ve herkesin benim fikirlerim gibi düşünmesini bekleyemem. Bu yüzden dilimin döndüğünce anlatmaya başlayayım kendimi.

Annemin anlattığından yola çıkarak, çok güzel, ılık bir bahar günü, herhalde havaların güzelliğinden olsa gerek, biraz da erken doğmuşum 1978 yılının Nisan ayının 12’sinde. Bizim zamanımızda orta direk diye bir kavram vardı. Babam, dünyanın benim tanıdığım en çalışkan, en temiz yürekli terzisiydi. Annem ise babamın kazandığının bir kuruşunu bile boşa harcamayan, en zeki, en merhametli ve en tatlı ev hanımıydı. Yani gözlerimi mucizevi güzellikte bir ailenin içinde İstanbul Laleli’de açtım, ailenin ilk çocuğu olarak.

Sonrasında bir erkek ve bir kız kardeşim, benim bu dünyada ki diğer canlarım olarak dünyaya geldi ikişer sene arayla. Bizim zamanımızda çocukları erken yazdırmak diye bir şey vardı okullara. Bu sebeple daha beş buçuk yaşında ilk okulum Gedik Paşa ilkokuluyla tanıştım. Ama burada sadece bir yıl okuyabildim. O yıllarda Laleli’de bavul ticareti başlayınca bizde oralardan taşınmak zorunda kaldık.

Babam ve annemin tek hedefi, kendi imkanları ile her ne pahasına olursa olsun, bizi en iyi yerlerde yaşatmaktı. Bu sebeple o günlerde İstanbul’un eski ve güzel semtlerinden birine yani Fatih’te cumbalı eski bir İstanbul evine taşındık. İşte ben kendimi orada yavaş yavaş tanımaya başladım diyebilirim, ben gerçekten çok yaramaz bir çocuktum açıkçası.

Canım babam ile annem gerçekten mucizevi bir şekilde benim yaramazlıklarıma dayandılar. Aklınıza gelebilecek her yerde, her zaman bir vukuatım vardı. Okul yıllarım tâki meslek lisesini bitirene kadar bir felaketti. Arkadaşlarımın hepsi üniversitede hangi bölümü seçeceklerini konuşurken benim durumum akademik olarak vahimdi. Evet o yaşa kadar kendime göre çok eğlenmiştim, çok şey bozup tamir etmiştim (aramızda kalsın bir çoğunu edememiştim), çok güzel ve eğlenceli bir hayat yaşamıştım ama bu yaşadıklarımın üniversite sınavlarında bir karşılığı yoktu maalesef. Mesela o yaşlarda kilo kilo koku bombası yapmayı keşfetmiştim ama kimyam iyi değildi yada işime yarayan hesapları çok hızlı yapabilirken matematiğim yerlerde sürünüyordu. Derken bu işin böyle olmayacağına karar verdim. Bu benim ilk uyanış vaktimdi. Demek su akıyordu ve yolunu buluyordu ama bunun için iki sene dershaneye gitmek zorunda kaldım.

Ben üniversiteyi kazanıp okumaya başlayınca, o haşarı çocuk gitmiş yerine adeta kendisiyle yarışan başka bir insan gelmişti. İşte o yıllarda kitap okuma alışkanlığım başladı. Hem de öyle böyle değil, sanki yıllardan beri kitap okumaya susamış gibiydim. Kendimle yarışıyordum okuma konusunda ve halen aynı hevesle okuyorum aldığım kitapları. Üniversite yıllarında bir yandan çalışma hayatına başladım. Satış yapmak girdi hayatıma ve ben bu işe aşık oldum. Çünkü işin içinde yeni insanlar vardı, hedefler vardı, beşeri ilişkiler vardı ve bence en önemlisi her müşteriden öğrendiğim yeni bir şeyler vardı.

Akademik hayatımı çok uzatmadan anlatmak gerekirse Bilgisayar Programcılığı bölümü bana hayatımda her konuda algoritma kurmayı, İşletme bölümü kariyeri, pazarlamayı ve işletmeciliği, Felsefe bölümü doğru sorular ile bu okuduklarıma nasıl farklı bir bakış açısı ile yaklaşıp piyasada fark yaratacağımı öğretti bana.

Bu sırada dediğim gibi beşerî ilişkiler benim için olmaz ise olmazımdı, bu yüzden hiçbir zaman tam anlamıyla bir yazılım işi ile ilgilenmedim. Ben hep işin satış tarafında olmayı istedim. Birçok firmada satış temsilciliğinden, yöneticiliğe kadar birçok farklı görevde yer aldım. Sonrasında ise birçok iştirakte bulundum ve bulunmaya devam ediyorum.

Bununla birlikte üniversite yıllarından bu yana özel hayatımda kişisel gelişim konularına özel bir ilgim oldu. Çünkü insanlarla birebir ilişki kuruyorsan, onları iyi tanımalı ve ihtiyaçlarını iyi anlamalıydın. Kişisel gelişim kitapları, beni kurslara, oradan da Gedik Üniversitesi Profesyonel Yaşam Koçluğu bölümüne taşıdı ve şimdi karşındayım.

Bu sırada iki tane prenses babasıyım. Onlar, hani derler ya candan öte aşklarım benim. Onları anlatmaya kelimeler kifayetsiz kaldığı için çok fazla uzatmak istemiyorum.

Birçok farklı hobim var kendime göre, ahşap işleri ile uğraşmayı, birçok farklı müzik aletiyle haşır neşir olmayı, gezmeyi, trekking, hiking, yeni yerler keşfetmeyi çok seviyorum, yeni tadlara ise dayanamıyorum dersem yeridir.

İşte bu da benim, her zaman geriye baktığımda iyikilerimin, keşkelerimden çok fazla olduğu, doğruları ve yanlışlarıyla kabul ettiğim rengarenk hayat hikayem işte.

Aslında biliyor musun? bende senin kim olduğunu çok merak ediyorum. Seninle nasıl bir yol alacağımı, hayat hikayeni, sen de nasıl farkındalıklar yaratabileceğimi ve senin bende yaratacağın farkındalıkları. Umarım bu fırsatı verirsin bana.

En kısa zamanda görüşmek dileğiyle, kendine çok iyi bak olur mu ? Ben, ihtiyacın olduğunda buradayım.

Sevgiyle;

Ömer Turan

 

Konuşmaya Başlayalım
1
Minimalist Yaşam Koçu
Merhaba
Size nasıl yardımcı olabilirim?